Jorge Amado, 1912’de Brezilya’nın Ferradas bölgesinde doğdu. Bir kakao plantasyonunda büyüdü, Cizvit kolejinde okudu ve ardından Rio de Janeiro’da hukuk öğrenimi gördü. Edebiyata 19 yaşındayken kaleme aldığı ‘O País do Carnaval’ (1931) ile adım attı ve ilk romanlarında Afrika’dan getirilen siyahlar, yoksul melezler ve beyazların yaşadığı sömürü ve sefaleti işledi. 1930’da gazeteciliğe başladı ve siyasetle de ilgilendi. 1946’da Brezilya Komünist Partisi’ni temsilen Kurucu Meclis’e girdi. Dönem dönem eylemleri yüzünden ülkesinden sürgün edildi, kitapları Brezilya ve Portekiz’de yasaklandı. Romanlarında ağırlıklı olarak Bahia kentindeki yaşamı, özellikle de çeşitli etnik gruplardan oluşan alt sınıfları konu aldı. ‘Ölü Deniz’, ‘Kızgın Toprak’, ‘Tarçın Kokulu Kız’, ‘Gecenin Çobanları’, ‘Tereza Batista’, ‘Amerika’nın Türkler Tarafından Keşfi’ gibi büyük eserleriyle anılan Amado, 2001 yılında hayata veda etmişti.
Jorge Amado, ‘Jubiabá’yı yazdığında sadece 23 yaşındaydı ama bu romanın onun yazarlık kariyerinde özel bir yeri oldu. 1928 yılında Fransa’da yayımlanmış, özellikle Albert Camus’ten gelen övgüler sayesinde farkedilmiş ve sonrasında Amado’nun dünya çapında tanınmasını sağlamıştı. Kısa zamanda 14 dile çevrilen ‘Jubiabá’, 1940’larda bir radyo dizisine dönüştürüldü, 60’lar ve 70’lerde çeşitli tiyatro uyarlamaları yapıldı. 1985’te film yapımcısı Nelson Pereira dos Santos tarafından sinemaya uyarlandı ve ünlü illistrasyon sanatçısı João Spacca de Oliveira’nın imzasıyla çizgi roman olarak da kitaplaştırıldı.

İSYANKÂR BİR RUH
Bir boks sahnesinde tanışıyoruz Antonio Balduino’yla. Salondaki büyük tezahüratın eşliğinde güçlü Alman rakibini devirdiğinde kulağında tek bir ses çınlıyor; “İşte böyle zenci, hâlâ beyazları deviren adamsın…”
Sonra başa sarıyor hikâye; 1920’li yıllara, Balduino’nun çocukluğuna, Bahia’nın kenar mahallerine, Capa-Negro tepesinde yaşayan yoksulların evlerine, mahallenin bilgesi/büyücüsü Jubiaba’nın düzenlediği macambo törenlerine dönüyoruz.
Halası tarafından büyütülen kimsesiz bir çocuk Antonio. Okula, çalışmaya hiç ilgi duymuyor. Aklı gitarist Zé Camarão’nun söylediği şarkılarda, Aziz Jubiabá’nın anlattığı hikâyelerde ve güzel kadınlarda. Baldo lakaplı Antonio, çok küçük yaşlardan itibaren kendisinin de şarkıların, baladların, hikâyelerin kahramanı olabileceğini, kahramanlığın ise isyankârlıkla gerçekleşeceğini düşünüyor.
İsyan etmek için çok beklemeyecektir Baldo. Teyzesini akıl sağlığı bozulunca zengin bir adamın evine yerleştirilecek, evin kızına hayran olacak ama evin kahyasından gördüğü kötü muameleye daha fazla dayanamayıp sokaklara kaçacaktır.
Kendisi gibi evsiz barksız çocuklarla kurduğu çetesiyle Bahia’nın sahibi gibi yaşar Baldo. Dilenirler, çalarlar, gasp ederler, dans edip şarkı söylerler… Sokak dövüşleri boks maçlarına dönüştüğünde ünü Bahia’ya yayılır. Boğaz tokluğuna yazdığı şarkıları da çalınır sokaklarda. Ne var ki başarıyı, şöhreti, hatta parayı umursamaz, asıl merakı samba, güzel kızlar ve macera dolu bir hayattır. Bir gün ansızın boks kariyerinden vazgeçer ve Bahia’dan ayrılır. 20’li yaşlarını süren Baldo’nun maceraları böyle başlar. Hayatın anlamını ise liman işçilerinin grevine katıldığında anlayacaktır. Artık kendisi için de bir balad yazmanın zamanı gelmiştir; “Kavgacı, yiğit bir zenciydi/ Serseri mi serseri/ Ama altın kalpli/ Doğuştan çapkındı/ Hep sıraya dizdi/ Güzel melezleri/ Ve patronlarla savaştı/ Öldürüldü günün birinde/ Ama asıl ihanet yaktı canını.”

BÜYÜ BİTTİĞİNDE…
Amado, ‘Jubiabá’yı yazdığında 23 yaşındaydı ama edebiyatın acemisi değildi. Tersine, kakao plantasyonlarındaki hayatı anlattığı ilk üç romanıyla acemiliğini atmış, meselesine çok daha iyi odaklanmış ve kalemini geliştirmişti. Kalfalık dönemi ürünlerinden ‘Jubiabá’, -bir yandan ilk eserlerindeki coşkuyu, diğer yandan sonraki dönem eserlerindeki pek çok temayı barındırmasıyla- Amado’nun kariyeri açısından tam bir geçiş romanıdır. Bir başka önem, daha var; 1930’lu yıllarının Bahia’sının labirentlerinde, mezbeleliklerinde, gecekondularında yaşayan siyahların ve melezlerin hayatlarını merkezine alan hikâyenin ana karakteri Antonio Balduíno, Brezilya edebiyatındaki ilk Afro-Brezilya kökenli roman kahramanlarından birisidir.
Dilenciden müzisyene, sokak dövüşçüsünden boksöre, tütün plantasyon işçiliğinden sirk çalışanına ve nihayet işçi mitinglerinde ateşli bir hatipe dönüşen Baldo’nun pikareskvari serüveni Don Kişot’u hatırlatıyor. Baldo da kahramanlık çağının kapandığı bir dünyada kahraman olmaya çalışıyor. Amado, kahramanın kendini kanıtlama ve adını şarkılara yazdırma mücadelesini onun eylemlerine yol gösteren yan hikâyeler ve efsaneler eşliğinde ve yerel hayatın bütün canlılığını yansıtacak biçimde anlatmış. Albert Camus’nün hayranlık duyduğu yanı da bu; “Harikulade ve müthiş bir kitap. Eğer gerçekten roman her şeyden önce eylemse, bu türünün tam bir örneği…”
Zamanın, mekânların, etnik yapının, geleneklerin, folklorün, müziğin, dansın, siyasi ve ekonomik konjonktürün çok iyi kullanıldığını hemen farkedeceksiniz. Anlatı kentin, limanların, barların, genelevlerin, tütün plantasyonlarının, sigara fabrikalarının atmosferini hissettirerek geçmiş zamanda ve şimdide birlikte ilerliyor. Hikâyenin ritmi, yerli danslarının ve müziğin coşkusunu yakalamış. Çalanlar, söyleyenler, oynayanlar, eyleyenlerle birlikte okuyucu da bir başka evrene taşınıyor; büyülerle süslenmiş ama gerçeklerin çok çıplak sergilendiği bir evren bu.
Roman kahramanı Antonio Balduino’nun hayatı işte bu ritmlere uygun bir biçimde, hızlı bir tempoyla ilerliyor. Attığı her adımda karşılaştığı talihsizlikler, zorluklar, zorbalıklar ve onları aşma inadı üzerinden politik alana geçme fırsatı da bulmuş Amado, 1930’ların toplumsal yapısını, Brezilya tarihini ve kültürünü, yasayla sona erse de fiilen süren köleliği, ırksal çatışmaları, emperyal sömürüyü, sendikal mücadeleyi kahramanın serüvenlerine yedirerek sergilemeyi ve bir umudun varlığını sezdirmeyi başarıyor.
Kitaba adını veren karakterden de söz etmek gerekir, yani Jubiabá’dan… O, kölelik zamanlarını yaşamış yerel bir aziz, biraz büyücü, biraz doktor, biraz filozof, biraz dengbej… Ve Baldo için bir baba figürü. Anlatı Baldo’nun düşünce ve eylemlerini izlemekle birlikte Jubiabá’nın varlığı kitap boyunca, Baldo’nun seyahatleri sırasında bile hissediliyor. Siyahların kültürünün ayrılmaz bir parçası ve geleneğin taşıyıcısı olarak olumlu bir anlamı var. Ta ki grevin anlamını bilmediğini söyleyene kadar. İşte o zaman misyonu sona erer, Baldo büyülerin dünyasından, Amado ise büyülü gerçeklikten uzaklaşır. Eğer büyüden söz edilecekse, o artık Amado’nun hikâyesinin, daha genel ifadesiyle edebiyatın büyüsü olmalıdır. 

‘Zenci’likten isyancılığa
JUBİABA
Jorge Amado
Çeviren: İpek Gürsoy Manavbaşı
Kırmızı Kedi Yayınları, 2020
384 sayfa, 35 TL.

By admin

kocaeli escort şişli escort şişli escort bayan ataşehir escort beylikdüzü escort escort ankara escort ankara escort izmir escort bayan izmir escort cialis istanbul evden eve nakliyat kartal escort pendik escort bayan izmir escort jigolo istanbul escort bayan maltepe escort istanbul escort bahis siteleri mobilbahis bets10 canlı bahis siteleri jojobet canlı bahis siteleri canlı bahis siteleri canlı bahis siteleri casino siteleri konya escort adana escort türkçe altyazılı porno adana escort mersin escort mersin escort türkçe altyazılı porno hd porno izle türkçe altyazili porno izmir escort escort bodrum escort türkçe altyazılı porno bodrum escort bayanlar bodrum escort kızları bayan bodrum escort porno izle bodrum escort escort bayan bodrum escort porno izle hd porno türkçe altyazılı porno türkçe altyazılı porno Adana Escort
Antalya Escort
Antep Escort
Denizli Escort
Bursa Escort
İzmir Escort
Konya Escort
Malatya Escort
Mersin Escort
Ankara Escort
sakarya escort türkçe altyazılı porno türkçe altyazılı porno maltcasino grandbetting betnano mroyun mersin escort